Türk Bilim İnsanı Gezgin Oldu » İlginç Hikayesiyle Türk Gezgin

0
359
türk bilim insanı

Türk Bilim İnsanı Gezgin Oldu!
Moleküler Biyoloji Uzmanının İlginç Hikayesi

Türk bilim insanı gezgin oldu derken aslında şaka yapmıyorduk. Moleküler biyoloji uzmanı Atilla, Türkiye’nin bir çok il ve ilçesinin yanı sıra Avrupa’da da bir çok şehri sırtında çantası ile dolaştı. Zaman kavramının kendisi için çok önemli olduğunu söyleyen Türk Gezgin, otostop hakkında neler söyledi? Gezmeye nasıl başladı? Türk bilim insanı olmaya devam edecek mi? İşte tüm bu soruları Atilla’ya sizler için sorduk. Gelin bu harika sohbeti hep birlikte inceleyelim.

gezgin türk bilim insanı

Kendinden çok kısa bahseder misin?

Karadağlı bir baba ile Arnavut bir annenin 1992 kışında dünyaya gelmiş çocuklarıyım ben. Bir süre isim bulamamışlar ve daha sonra Atilla olmuş adım. İstanbul Gaziosmanpaşa’da büyüdüm. Böyle bir ilçede büyümek çok ilginç olabiliyor. Doğadan tamamen uzak yaz ayları dışında betonların içinde bir çocukluk geçirdim. Ortaokulda izcilik yaptım ve bir kampa katıldım aradığım şeyi bulmuştum ama bir süre daha kopuk kaldım doğadan ve 2010 yılında Bolu’ya üniversite okumaya gitmekle beraber aradığım doğaya kavuştum. Bolu da birkaç kamp deneyimim oldu festival çadırı ve yurt yorganı ile. Daha sonra üniversitenin beni tatmin etmediği düşünmeye başladım okulu bırakıp bir yerde stajyer olarak işe girdim ta ki interrail diye bir şeyi duyana kadar.

Gezmeye ilk nasıl başladın? Tetikleyen bir olay var mı?

Aslında ufak tatiller, başka şehirlerde yaşayan arkadaşlara yapılan ziyaretler hep vardı hayatımda ama çok azdı. Yılda bir iki sefer belki. Onun dışında tam bir ev kuşu idim. Evden mümkün olduğunca çıkmaz, çıktığım zaman ise bir an önce eve dönmenin peşinde olan biriydim. Evde bu kadar çok vakit geçirince çok fazla film, dizi izleyip bir sürü kitap okuyorsunuz ve görüp okuduğunuz yerlere olan merakınız giderek atıyor. Bir değişikli olsun merakımı gidereyim Roma’ ya gideyim birileri ile dedim ve araştırmaya başladım. Araştırmalarım sırasında interrail diye bir bilet olduğunu ve bununla bütün Avrupa’yı gezebileceğimi öğrendim. Tabi hemen sırt çantalı gezginlerin filmleri, youtube videoları ve fotoğraflar derken kendimi para biriktirip, İnterrail Türkiye grubunda yol arkadaşı ararken buldum. Yaklaşık bir yıl para toplamak için çalıştım ve bu sırada yol arkadaşı aramaya devam ettim ama bulamadım. Nasıl olacak diye düşünürken birisi yorum olarak tek çık yazdı. Bolu ya okula otobüs ile gidip gelmek dışında tek başına bir şey yapmamış birisi olarak tek başıma Avrupa turuna çıkacağım öyle mi? Yorumu okuyup kendi kendime ne saçmalıyor bu dedim ve yaklaşık bir ay sonra 80 litrelik içi tıka basa doldurulmuş bir çanta ile tek başıma Avrupa turuna çıktım. Ondan sonra da bir daha yerimde duramadım.

Otostopla mı gezersin yoksa başka alternatiflerin var mı?

Gezmek için her türlü yolu kullanıyorum ben. Tek bir tercihim yok aslında ama en sevdiğim ulaşım aracı Tren. İlk defa şehirler arası tren yolculuğunu interrail sırasında yaptım o zamandan beri gideceğim yere tren gidiyorsa onu tercih ederim. Uzak bir yere gideceğim zaman ise kampanyalı uçak bileti varsa onu tercih ederim oraya vardığım zaman ise yakın yerleri otostop ile gezmeyi seviyorum.  Ama bolca vaktim olduğu zaman otostop ile gitmenin tadı bir başka oluyor. Yollarda çok güzel insanlarla karşılaşıp keyifli sohbetler ediyorsunuz ve bu deneyim unutulmaz oluyor. Bir yolculuk boyunca kaç tane araç değiştirdiğinizi kaç insanla tanıştığınızı sayınca otostop ile seyahat etmenin farkı ortaya çıkıyor. Mecbur kalmadıkça otobüse binmeyi tercih etmiyorum ama bazen insanın başka çaresi olmuyor.

Senin için Bilim Adamı olacak diyorlar? O konunun astarı nedir?

Türk bilim insanı dersek daha güzel olur bence, bilim adamı biraz cinsiyetçi bir yaklaşım oluyor. Bu aslında çok eski bir konu, bilim çocuk dergileri alıp, doğum gününde hediye olarak mikroskop seti isteyen bir çocuktan başka bir şey olmazdı sanırım (evet mikroskop setini aldılar). Lisede en sevdiğim dersler biyoloji ve coğrafya idi. İkisi de benim için doğayı anlamın birer yoluydu. Sayısal bölümden devam etmeye karar verdim ve 2010 yılında Abant İzzet Baysal üniversitesinde ikinci öğretim İngilizce biyoloji kazandım. Hazırlık ve sonrasında birinci sınıfı ikinci öğretim olarak okudum ancak akşamları okula gitmek zor gelmeye başlayınca tekrar sınava girip aynı üniversitenin birinci öğretimini kazanarak birinci öğretime geçiş yaptım ikinci sınıfın sonunda finallere girerken ikinci final sınavı sırasında ben burada ne yapıyorum diyerek çıktım ve okulu bıraktım. Daha sonra nano biyoteknoloji üzerine yeni çalışmaya başlamış bir firmada stajyer olarak çalışmaya başladım. Artık Türk bilim insanı olmak istediğimden emindim. Ancak bir sorun vardı. Üniversite diploması olmadan bilim insanı olduğunuzu kimse kabul etmezdi. Bende bunun üzerine Moleküler biyoloji ve genetik okumaya karar verdim sınava tekrar girdim ve kazandım.  Bu şubat ayında diplomamı alıp tescilli bir Türk bilim insanı olacağım umarım.

Şu ana kadar gezip gördüğün ve hiç unutamadığın yerler oldu mu?

Gezip gördüğüm yerlerin hepsi beni biraz etkiledi değiştirdi ama enler listesi yapacak olursam şehir olarak bir numaraya Floransa‘ yı koyarım. Tren garından indiğiniz zaman tipik bir Avrupa şehri olarak karşılıyor sizi büyük bir meydan, katedral ve tarihi binalar. Evet çok güzel bir şehir burası dedim. Normal bir şehir gibi gelmişti bana. Kalacağım kampinge giderken Michelangelo tepesine çıkana kadar. Böyle düşünüyordum. Tepeye vardığım zaman kendimi bir anda 1500’lü yıllarda buldum. Şehrin tarihi yapısı ve korunmuş silueti ile sizi zamanda yolculuğa çıkarıyor. Doğa olarak ise iki yer var enlerde birisi Huser yaylası gerçekten nefes kesici bir manzaraya sahip aynı anda kaçkarların üzerinden doğan ay ile sis denize batan güneşi görebilme şansınız var ve bu manzarayı gördüğünüz zaman artık ben tamamım diyorsunuz kalp atışlarınız değişiyor ve mutlu oluyorsunuz aşık olmak gibi bir şey bence o manzarayı görmek. İkinci doğal güzellik ise Slovakya’ nın Banska bystrica şehrinden başlayıp ülkenin diğer ucuna kadar uzanan Tatralar. Yüksek ve alçak tatralar olmak üzere ikiye ayrılan bu dağ sıraları hala aklımda ve tekrar gitmek için gün sayıyorum. Herhangi bir zirvesine tırmandığınız zaman gözünüzün alabildiğince dağları görmek gerçekten mükemmel bir histi.

1 haftalık bir zamanım olsa bana nerelere gitmemi tavsiye ederdin?

Benim gitmediğim bir yere gitmeni tavsiye ederdim. Böylece geldiğin zaman bana oraları anlatabilirsin. Bir haftalık bir zamanım ve para sorunum olmasa ben nereye giderdim diye soracak olursan cevabım kesinlikle Svalbard olurdu. Çünkü kutup ayısı popülasyonunun en yoğun olduğu yerlerden birisi Svalbard. Yaklaşık olarak 3000 kutup ayısı bu bölgede yaşıyor ve dünya üzerinde geriye sadece 20000 civarı kutup ayısı kaldı. Bizim sebep olduğumuz bu iklim değişikliği bütün kutup ayılarını yok etmeden önce onları doğal yaşamlarında görmek için tek şansım Svalbard ve umarım yakın zamanda oraya gidebilirim. Aslında insanlara buraya git çok güzeldi demeyi sevmiyorum ama gittiğim bir yer ise deneyimlerimi tarafsız şekilde paylaşmaya çalışıyorum.

Sence bu piyasada hızla yayılan gezginlik akımının sonu ne olur?

Sosyal medya devam ettiği sürece bence sosyal medyada gezginlik akımı devam eder diye düşünüyorum. Ancak şu an gezgin akımı içinde olanlardan kimler daha ne kadar devam eder bilemiyorum. Birçok insan sosyal medyaya para kazanmak için giriyor ve kazanamayınca bu işlerden vazgeçiyorlar.  Ben bundan 4 yıl önce evcimen bir insanken şimdi her ay binlerce kilometre yol yapan biriyim belki bundan 4 yıl sonra tekrar evcimen bir insan olacağım bilemiyorum ama umarım bu akım devam eder. Üniversiteye yeni başlayan gençlerin bence bunu devam ettirmesi gerekiyor, yola çıkmak sizi baştan aşağı değiştiriyor ve yolun sonunda bambaşka bir insan oluyorsunuz çünkü yol öğretir.

View this post on Instagram

All I'm writing is just what I feel, that's all. I just keep it almost naked. And probably the words are so bland. Imagination is the key to my lyrics. The rest is painted with a little science fiction. I'm the one that has to die when it's time for me to die, so let me live my life, the way I want to. All I'm gonna do is just go on and do what I feel. It's not an incomplete paragraph, these are quotes of Jimi Hendrix and if you read until here please listen Freedom from Jimi🐻 How was it🤔 Yazdıklarım sadece hissettiklerim. Neredeyse tüm çıplaklığıyla ve muhtemelen kelimeler çok mülayim. Hayal gücüm sözlerimin anahtarıdır, gerisi biraz bilim kurgu ile boyanır. Zamanı geldiğinde ölecek olan benim onun için bırakın hayatımı istediğim gibi yaşayım. Tek yapacağım sadece devam edip hissettiklerimi yapmak. Tamamlanmamış bir paragraf değil bunlar Jimi Hendrix in sözleri eğer buraya kadar okuduysanız, lütfen Jimi Hendrix'ten Freedom parçasını dinleyin🐻 Nasıl bir şarkıydı🤔 #kamp #camp #camping #natural #travel #turkey #outdoor #camprail #forest #natura #camplife #hiking #backpacker #travellers #interrailturkey #nature #kampvedogahayati #campeveryday #photooftheday #kampturkiye #ourcamplife #wanderlust #traveladdict #backpacking #gezginyasamalar #yolacikin #yolacikyolacik #jimihendrix #msrgear

A post shared by Atilla Yaşar (@polarbearwithbeard) on

Kendine herhangi bir gezgin, ormancı vb. anlamlar yüklüyor musun?

Kendime gezgin, ormancı, camper gibi anlamlar yüklemiyorum. Ben Atilla Yaşar’ım ve instagram hesabım benim kişisel hesabım. Bir blog ya da gezgin hesabı değil yani. Amacım insanlara ben bile bunu yaptıysam sizde yapabilirsiniz demek ve düşüncelerimi insanlar ile paylaşmak. Bir fotoğrafın altında yaprakların neden ve nasıl döküldüğünü anlatırken diğerinde bir özlü söz veya fotoğraftaki yere nasıl gidilir onu anlatıyorum. Bir konseptim yok yani varsa da o konsept kendimi anlatmaktır.

Adını çok düşündün mü? Neden böyle bir isim tercihi yaptın?

Hiç düşünmedim diyebilirim çünkü sosyal medya öncesinden beri var bu lakabım. Tam bir kış aşığı insanım ve soğuk havaları çok severim. Bundan dolayı en büyük kuzenim bana hep kutup ayısı derdi. Sonra sakallar uzayınca sakallı kutup ayısına dönüştü bu lakap. Bir gün atii_m olan instagram hesabımı Polar bear with beard olarak değiştirdim ve öyle kaldı. Ben memnunum ama halk arasın da polarbilmemne, polarbattineye, polarbearfalan diye çağrıldığım da oluyor. Farklı şekilde seslenen varsa yoruma yazsında gülelim eğlenelim. 😅😅

Avrupa görmüş biri olarak, Avrupa ile Türkiye arasında temel farklılıklar nelerdir?

Bana göre küçük temel farklılık var. Birincisi Avrupa’da kanun neyse odur ve o şekilde işler. Yaya geçidinde bekleyen yaya varsa o araç durmak zorundadır ve durur bu çok basit bir örnektir. Vergi kaçırmak birçok ülkede vatana ihanet olarak görülür bizim ülkemizde ise şahsi aracını şirket üzerine yapıp, kişisel kullanım için aldığı yakıtın faturasını masraf olarak gösterip vergi kaçırmazsan enayi olarak görülürsün. İkincisi kimse kimsenin işine karışmaz sen neden onu giydin, neden onu yedin, neden buna inanıyorsun demez. Düşünce özgürlüğü gerçekten vardır ve bu haklar kanunlar tarafından sıkı bir şekilde korunur. Üçüncüsü ise satın alma gücü. Sizinle aynı saat çalışan bir kişi karşılığında sadece daha çok para almıyor aynı zamanda daha fazla şey satın alabiliyor. Bu satın alma gücü sayesinde kültürel faaliyetler, eğitim ve tatil gibi şeylere daha fazla bütçe ayırıyor. Bu sayede bilim sanat ve kültürde giderek ilerlerken biz geride kalıyoruz. Son farklılık ekonominin stabil olması bu insanın daha az gelecek kaygısı duyması ve daha düşük stres seviyesinde mutlu mutlu yaşamasına yardımcı oluyor.

Otostop çekerken başına enteresan olaylar geldi mi?

Başıma enteresan olaylar gelmedi ama güzel şeyler oldu. İnsanlar yollarını uzatıp bizi gitmek istediğimiz yerlere bıraktı hem de defalarca oldu bu. Nereye kamp kuracağımızı bilmediğimiz zaman bizim için araçlarıyla kamp alanı aradılar. Ya da yolda kalmayayım diye daha kolay otostop çekilecek noktalara götürdüler yollarını değiştirip. Enteresan diyebileceğim şey ise rezervasyonlu otostop. Aynı yere giden insanlara otostop çektiğimiz zaman biz şu zaman geri dönüyoruz bizimle dönmek isterseniz haber verin demeleri oluyor. Gerçekten keyifli bir şey bu otostop.

türk gezginler

Severek takip ettiğin, örnek aldığın kişiler kimlerdir?

Örnek aldığım sosyal medya ünlüsü kişiler yok bence herkesin rotası, yapacakları kendine has olmalı ama benim severek takip ettiğim hesaplara örnek vermem gerekirse 2012 den beri bisikleti ile yollarda olan ve 76000 kilometrenin üzerinde yolu pedallamış bana göre efsane isim Gürkan Genç. Bir diğer isim ise Hasan Söylemez o da bisikleti ile Afrika turunda ve bu turu yaparken Journey to the dreams adlı bir belgesel çekiyor. Belgeselde Afrika kıtasını ve burada yaşayan insanların hayallerini anlatıyor. Sanırım ilk defa Afrika’da yaşayan insanların hayallerini konu alan bir belgesel yapılıyor. Bu insanlar sürekli yoldalar ve yolda ürettikleri ile gezmeye devam ediyorlar gerçekten mükemmel bir şey benim için. Bunların dışında attığı hikayeleri izlerken gerçekten modumu yükselten bir diğer kişi ise bilgicberkoo. Çok eğlenceli bir gezgin ve o da gezerken yaptığı işler ile geçimini sağlıyor. Dogadakiyabanci ve ormankafasi ise gündelik yaşamdan arta kalan zamanlarını doğaya ayırarak benim vaktim yok diyenlere örnek oluyor bence. Wanderlustturkiye ve gezginyasamlar portalları ise sizi farklı gezginler ve yerler ile buluşturarak gezmeniz için motive etmeye çalışıyorlar. Tekbasinadaolur yani Gökhan abi ise tek başına da olabileceğini anlatıyor insanlara.

Türkiye’de bir dükkan açacak olsan ne üzerine açardın, gezginlere indirim yapar mıydın?

Bir süre tekrardan dükkan açmayı düşünmüyorum. Kuzenlerim ile birlikte bir kafe işletiyorduk ve buraya gelen gezginlere indirim ve ikramlarımız oluyordu daha sonrasında ise devir ettik ve o zamandan beri yarı zamanlı işleri tercih ediyorum. Kendinize ait bir işletmeniz olması geriye çok az zamanınızın kalması anlamına geliyor ve bunu tekrar ne zaman yaparım bilmiyorum ama eğer olursa bilim severler ve gezginlerin buluşma noktası olacağı bir kafe ve dış mekan ekipmanlarının satıldığı hibrit bir yer olacak ve çantası ile gelene indirim ile beraber çantasını da emanete alacağız ki gezerken daha az yorulsun.

Avrupa’da tek başına bir ormanda günlerce yürüyüp kamp yaptığını duyduk, doğru mu?

Günlerce deyince çok uzun bir süre gibi geliyor insana ama sadece 3 gündü. Aslında 4 5 günlük bir yürüyüş olacaktı ama aniden çıkan şiddetli fırtına beni dağları terk etmeye zorladı. 3 gün boyunca yaklaşık 70 kilometrelik bir yürüyüş yaptım. Aslında amacım 115 kilometre ile parkurun o kısmını tamamlamaktı ancak tek başıma olduğum için fırtına sırasında yürüyüşe güvenlik sebebiyle son verdim. Sonra ki sefer daha uzun bir yolculuk planım var. Bu macera sırasında birçok eksiğimi öğrendim. Mesela yanımda su filtresi taşımam gerektiği gibi, haritada işaretli birçok su kaynağı durgun sulardı filtre olmadığı için su bulmak için yolumu ciddi ölçüde değiştirmem gerekti. Bu yolculuğa yürüyüş diyorum ama aslında daha çok tırmanış idi. 700 metreden 1200 metre çıkıp tekrar 1000 metreye inip oradan 1600 metreye tırmandığım bir rotaydı çok yorucu ve zorlu oldu benim için ama en kısa zamanda kalan rotayı tamamlamak için gitmek istiyorum.

View this post on Instagram

Doğanın bize sadece güzel manzaralar sunduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Nefes almamızın yani yaşamımızın kaynağı doğa. Ancak İstanbul gibi büyük şehirlerde nefes almak giderek zorlaşıyor. Bunun en büyük sebeplerinden birisi ise sözde çevreci dizel motorlu taşıtlar. Salgıladıkları yüksek NOx miktarları ile hava kirliliği ve sağlık sorunlarına neden oluyorlar. İstanbul Kağıthane de yer alan merkezden yapılan ölçümlerde hava kalite indeksine göre İstanbul 57 puanda. 50 puan altı iyi kabul edilirken 50-100 arası kabul edilebilir deniyor ancak uzmanların bir uyarısı var; Solunum yolu hastalıkları ve astımı olan yetişkinler ile çocuklar dış mekan aktivitelerini sınırlandırmalı diyorlar. Yani şehrin sokaklarında daha az vakit geçirin diyorlar. Benim ise bir başka tavsiyem olacak her bulduğunuz fırsatta doğaya kaçın. Şehrin içindeki bir kaç yüz metrekarelik parklardan bahsetmiyorum ormanlara, dağlara veya yaylalara gidin. Sağlığınız için doğaya çıkın. Yaşadığınız şehirde hava kalitesi nasıl ya da bu veriler ne anlama geliyor diye daha fazla bilgi edinmek isterseniz aqicn.org sitesini ziyaret edebilirsiniz. #kamp #camp #camping #travel #turkey #outdoor #camprail #forest #camplife #hiking #backpacker #travellers #interrailturkey #nature #kampvedogahayati #campeveryday #photooftheday #kampturkiye #ourcamplife #wanderlust #traveladdict #backpacking #gezginyasamalar #yolacikin #yolacikyolacik #gezenbilir #exploringtheglobe #theglobewanderer #turkeyhome #ig_turkey

A post shared by Atilla Yaşar (@polarbearwithbeard) on

Tek başına kamp yapmaktan hiç korkmadın mı?

Tek başıma yaptığım ilk kampta benim burada tek başıma ne işim var ben ne yapıyorum dedim kendi kendime akşamüzeri iken. Ama hava kararıp geriye hilal, yıldızlar ile beraber ateş, dalga ve cırcır böceklerinin sesi kalınca tamda olmam gereken yerdeyim dedim. Tek başına kamp yapmak eşsiz bir deneyim şu an da tek başına kampa gittiğimde herhangi bir korku veya tedirginlik hissetmiyorum ancak gerçekten güvenli bir deneyim değil soğuk bir havada uyku tulumu dışında geçireceğiniz ufak bir baygınlık sizin hipotermiye girip hayatınızı kaybetmenize neden olabilir. Onun için tecrübeli ve ondan daha da önemlisi tedbirli olmak gerekiyor. Eğer tek başınıza kampa gidecekseniz tam konumu aileniz, arkadaşlarınız veya jandarma ile paylaşın ki başınıza bir şey gelmesi durumunda yardım size daha hızlı ulaşsın ve hayatta kalmanıza yardımcı olsunlar.

60 yaşına geldiğinde nasıl bir hayat hayal ediyorsun?

60 yaşıma geldiğimde başka bir gezegene ayak basmış olmayı dilerdim. Bunun için teknolojide büyük bir sıçrama olmasını umut ediyorum. Eğer bu olmazsa büyük ihtimalle çiftliğimde torunlar ile kamp yapıyor olurum diye tahmin ediyorum.

Özgürlük ile hayaller arasındaki ince çizgi sana neyi ifade ediyor? Her özgür olan hayalini gerçekleştirmiştir diyebilir miyiz?

Özgürlük ve hayaller denilince aklıma şu klasik soru geliyor herkesin eşit maaş aldığı bir dünyada yaşasaydın hangi mesleği seçerdin. Birçok yüksek maaşlı işi yapan kişiler genelde günümüzde daha düşük gelir getiren işleri söylüyorlar. Doktor bahçıvan olmak isterdim, mimar kurabiye şefi olmak isterdim derken bir şirket yöneticisi resim öğretmeni olmak isterdim diyebiliyor. İnsanlar hayallerinin önüne yani özgürlüklerinin önüne parayı koyuyor ve bu engeli aşamıyorlar. Yeterince para kazanırlarsa hayallerini gerçekleştirebileceklerini söylüyorlar. Ancak bana göre yanlış yolu tercih ediyorlar. Gerçek özgürlük daha az şeye ihtiyaç duyduğunuz zaman başlıyor paranın bir amaç değil bir araç olduğunu kavrıyorsunuz ve yeni bir mont almak yerine görmek isteğiniz yere gidiyor ya da varsa başka bir hobinizi yapıyorsunuz o parayla. Özgürleştikçe hayallerinize yaklaşıyor, hayallerinize yaklaştıkça özgürleşiyorsunuz. Bunu gerçekleştirmek için önce kendi inşa ettiğiniz engelleri yıkmanız gerekiyor. Sonrasında ise hayalleriniz yavaşça hayatınıza dönüşüyor.

View this post on Instagram

"Ömür dediğin üç gündür; dün geldi geçti, yarın meçhuldür. O halde ömür dediğin bir gündür o da bugündür" 🤔 "Carpe diem" Latin deyişi "Geçmişte yaşamayın, geleceği düşlemeyin, sadece yaşadığınız ana konsantre olun" Buddha "Mutluluk başka bir yerde değil burada, başka bir zamanda değil şu anda" Walt Whitman Farklı kültürler, farklı zaman dilimleri ama anlatmaya çalıştıkları şey aynı. Geçmişin üzüntülerini ve geleceğin kaygılarını bir kenara bırak ve bugünü yaşa. Çünkü bugünü yaşamazsan hiç yaşamamış olursun. İşte bunun için geziyorum, yoldayken sadece o an var ve o an ihtiyacımız olan tek şey… #kamp #camp #camping #travel #turkey #outdoor #camprail #forest #camplife #hiking #backpacker #travellers #interrailturkey #nature #kampvedogahayati #campeveryday #photooftheday #kampturkiye #ourcamplife #wanderlust #traveladdict #backpacking #gezginyasamalar #yolacikin #yolacikyolacik #gezenbilir #exploringtheglobe #theglobewanderer #turkeyhome #ig_turkey

A post shared by Atilla Yaşar (@polarbearwithbeard) on

Son olarak insanlara ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersin?

Fight Club’ tan bir alıntı ile söze gireyim “Biz televizyon izleyerek, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük, ama olmayacağız. Şimdi bunu anlamaya başlıyoruz” ve bu yüzden çok mutsuzuz. Kendimizi televizyonda, sosyal medyada gördüğümüz ikonlara benzetmek için çılgınlar gibi alışveriş yapıyor, onların gittiği pahalı restoranlar ve lüks mekanlara gitmek için zamanımızı satıyoruz ancak eve geri geldiğimizde hala mutsuz oluyoruz. Aldığınız yeni bir tişört sizi sadece giydiğiniz zaman birkaç saat mutlu ediyor ve sonrasında bu etki kayboluyor. Paranızı aslında ihtiyacınız olmayan şeylere harcarken o ince detayı gözden kaçırıyoruz. Bu para bize yaptığımız işe ayırdığımız zaman karşılığında veriliyor ve zamanımız sınırlı ancak sınırlı olmasına rağmen onu hiç düşünmeden ihtiyacımız olmayan şeylere harcıyoruz. Mutluluğun parayla geleceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz çünkü para sadece sayılardan oluşur ve sayılar sonsuza kadar devam eder eğer sayıların size mutluluğu getireceğini düşünüyorsanız bu arayışınız sonsuza kadar sürecek demektir demiş Bob Marley. Hayalleriniz varsa onları planlarınız haline getirin. Gerçekleştirmek için nelere ihtiyacınız olduğunun bir listesini yapın. Daha sonra bunları gerçekleştirmek için nelere ihtiyacınız var, nelerden feragat edebilirsiniz bununda bir listesini yapın ve planlarınız için çalışmaya başlayın. Ama önce kendinize bir iyilik yapın hafta sonu tıkış tıkış masaların olduğu, gürültülü, pahalı ve siparişlerin yarısının çöpe gittiği bir kafe’de serpme kahvaltı yerine size en yakın ormana gidin. Arka plan gürültüsü yerine kuş ve böcek sesleri ile yaprak hışırtılarını dinleyin, pahalı bir kahvaltı yerine küçük bir kahvaltı hazırlayın, tıkış tıkış masaların arasından geçmek yerine ağaçların arasında yürüyün. Bütün gününüzü doğada geçirin ve akşam eve döndüğünüzde hangisini sizin için daha iyi olduğunu düşünün. Ve hayallerinize tekrardan göz atın. Son bir şey daha geri dönerken kendi çöpünüzü ve varsa diğer çöpleri toplayıp çöpe atmayı unutmayın. Üşenmeyip buraya kadar okudunuz mu yoksa atlayarak sona mı geldiniz bilmiyorum ama okuduğunuz için teşekkürler. Benim hakkımda ya da gezilerim hakkında sorularınız varsa çekinmeden sorabilirsiniz. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışacağım.


Türk bilim insanı Atilla‘ya verdiği bu samimi cevaplardan dolayı çok teşekkür ederiz. Sohbetin özetinden anlayacağımız gibi Atilla, gezmenin dışında bizlere gelecekte de iyi bir Türk bilim insanı olacağının sinyallerini veriyor.

Sizlerde Türk bilim insanı Atilla (polarbearwithbeard) gibi kamp yapmak istiyor ama hangi malzemeleri alacağınızı bilmiyor iseniz ” Kamp Malzeme Listesi” yazımızı okuyabilirsiniz.

Ayrıca kış kamplarında dikkat edilmesi gereken kuralları sıraladığımız ” Kış Kampı İçin Önemli Tavsiyeler ” adlı yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here